10 Ağustos 2015 Pazartesi

BOZDAĞ ( TMOLOS DAĞI) - KASABA'DAN UZAKLARA....





    İlkçağ’da Tmolos ismi ile anılan bu sıradağların İzmir sınırları içinde kalan ve yayladaki Bozdağ Kasabası’nın hemen sırtında yükselen en yüksek zirvesi 2159 metre yüksekliğindedir. Bu zirve, İzmir’in en yüksek; Ege Bölgesi’nin ise Honaz’dan sonra ikinci yüksek tepesini oluşturur. Bugün Bozdağ ve çevresindeki yüksek yaylalar, Akdeniz ikliminin etkisindeki kavurucu yaz aylarında; özellikle Ödemiş, Turgutlu ve Salihli civarında yaşayanların serinlemek için hayati öneme sahip konfor alanlarıdır. Tarih boyunca adından söz edilen su kaynakları ve oksijen yönünden zengin ve tertemiz havası ile Bozdağlar, bölgenin bir anlamda nefes alıp verdiği alanlardır.

Çaypınar Köyü orman yolundan Ahmetli Kasabası'nın görünümü. (Kaynakça Dağa Kaçtım)

 Dereköy'de Ahmetli Çayı usul usul akıyor; acaba her yerde böyle mi? (Kaynakça Dağa Kaçtım)

 Ahmetli Çayı (Kaynakça Dağa Kaçtım)


   Dereköy’ün son evlerinden sonra yaklaşık bir kilometre kadar tırmandıktan sonra yol ikiye ayrıldı. Vadiye doğru güney yönünde ilerleyen yolun nereye gittiğini merak ettik. Arabadan inip kısa bir keşif yürüyüşü yapmaya karar verdik. Biraz ilerleyince; giderek yükselen vadinin dibinden yüksek perdeden su sesi gelmeye başladı. Biraz sonra ise, kızılçamların arasından Ahmetli Çayı’nın yükseklerden dökülen sularının köpürttüğü büvetlerinden birini gördük. Bu kadar yaklaştığımız bu küçük şelaleleri görmesek olmazdı; kızılçamlar ve zakkumlar arasından bulabildiğimiz dik bir patikadan vadinin dibine doğru inmeye başladık.


 Ahmetli Çayı'nın büvetlerinden biri daha (Kaynakça Dağa Kaçtım)

  Ahmetli Çayı'nın bulunduğu vadideki Cumhuriyet dönemi suyolu (Kaynakça Dağa Kaçtım)

 Çaypınar Köyü'nün çeşmesi (Kaynakça Dağa Kaçtım)

 Keldağ yolunda  eski mezarlar (Kaynakça Dağa Kaçtım)
   
 Keldağ zirvesindeki yangın gözetleme kulesi (Kaynakça Dağa Kaçtım)

 Keldağ yolunun ve hemen altındaki tepenin zirveden görünüşü (Kaynakça Dağa Kaçtım)

18 Temmuz 2015 Cumartesi

NE OLUR KIYMAYIN ÇAL DAĞI’NA


       Kasaba Ovası; zeytininden yağ, ovasından bal akan, havası, suyu, ayvası, narı ve de üzümü? Şimdilerde bir resim yapın deseler, içine Kasaba Ovası’na koyarım. Arkalara Çal Dağı’na ekler, dereler iliştiririm sağına soluna. Sonra ortasından bir nehir geçiririm kenarında kayıkları olan. Sonra ve de sonra kenarlarına Bostanlı Tımarı’nın üzümünü, Kısmalının şeftalisini, Alacalı’nın karpuzunu eklerim. Derseniz ki Çal Dağı’nın eteklerine koca bir çam koyun  

gölgesinde çeşmesi olsun, ahırında topraktan bir tas ve de birkaç koyun. Resim bitti demem çizerim onları da. Tamam derseniz resim. Altına bir cümle eklerim:” Ne olur kıymayın Çal Dağı’na ve de bu ovayı” derim.

Kasaba Ovası. 

Madene evet derseniz bu maden tümülüsleri ovayı yok edebilir.



Bir maden uğruna bu ova kıyılırmı?





Madene evet derseniz sonra bu nehir zehir akar. Çocuklar yıkanamaz.

Madene evet derseniz Çal Dağı ve Turgutlu ovası bu hale dönüşür.

Bu çeşmeler ata yadikarıdır. Eğer madene göz yumarsanız...?


Madene evet derseniz. Çal Dağı bu hale gelebilir.

Bu ova kıyılırmı? Yarın maden bitecek. Ova geri gelmeyecek...!

Madene evet derseniz. Gediz Nehri böyle akabilir..


Madene evet derseniz Çal Dağı'nı kaybedersiniz.

Ne olur madene hayır deyin. Gediz Nehri'ni kıymayın.

Böyle başladılar ve sonra böyle oldu..







24 Haziran 2015 Çarşamba

ÇÖMLEKÇİ MAHALLESİ VE TATAR CAMİİ



Ünlü Mimar Halit Değer, bana “Turgutlu’da bir caminin adını söyle sana hikâyesini anlatayım” demişti. Ona “Tatar Camii” dedim.
“Haaa”dedi ve sonra devam etti:
“Ünlü Eyüp Hoca’nın namaz kıldırdığı camii. 1950’li yıllarda, sabah ezanlarında minaresinden Saba makamında ezanın okunduğu camii. Eyüp Efendi, sabah ezanlarını kendisi okurdu. Saba ya da Dilkeşhaveren makamından azana başladı mıydı hepimiz yataktan doğrulur ve huşu içinde bu ezanı dinlerdik.
Eskiden bu çevrede yürümek, adeta zaman yolculuğuna çıkmak gibiydi. Hala yukarıdan aşağıya uzanan cadde ve ona açılan sokaklarda yer alan birçok ev zamana tanıklık eder. Yıllar öncesinde bu mahallede içerideki muhabbeti dışarı sızdıran tek katlı, bodrumlu, avlulu, kerpiç sistemde inşa edilmiş evler daha da çoktu. Bu evlerin çoğunda anahtar delikleri paslanmış tahta kapılar bulunurdu. Bu mahallede veresiye tutmaktan erinmeyen emektar bakkallar, henüz ekmekleri bozulmayan hünerli fırınlar, kedisini ihmal etmeyen müşfik kasaplar, makasına altın bir bilezik gibi ehemmiyet veren mâcit berberler vardı. Şimdilerde hepsi yok olup gitti.
Cumhuriyet öncesinde, Kasaba halkını tren istasyonuna bağlayan tek yol “Cami Önü” denilen meydandan geçen yolmuş. Bu caminin çevrelediği mahallenin eski ismi Çömlekçi Mahallesiymiş. Bir zamanlar bu mahallenin en büyük toprak ağası ise Dafiroğlu Hafız Mustafa bin Ahmet’miş. Şimdilerin toprak ağası kimdir dersen bilmem.
Bu mahallede bulunan caminin esas ismi Zati Ağa camiidir. Ya da Zat Ağa Camii. 1616 yılında inşa edilir. Hani şu Celali eşkıyalarının ortalığa talan ettiği devirde. Tatar Camii ismi ile de anılan bu camii çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. Turgutlu’ya göçmen gelen Tatar asıllı ustalar tarafından tamir edildiği bu nedenle isminin Tatar Camii olarak değiştiği söylenmektedir.”
1616 yılında Zatağa tarafından yaptırılan bu camii kare plan üstüne oturtulmuş olup tek kubbelidir. Ana duvarları taş ve tuğladır. On küçük pencere ile ışıklandırılmıştır. İlk onarımını 1700’lü yılların başında görmüştür. İkinci onarımı ise 1959 yılıdır. Sade bir mihrabı ve minberi vardır.

Eski Çömlekçi Mahallesi. Arka fonda Tatar Camii.

 Tatar Camii kitabesi

 Tatar Camii haziresi



 Tatar Camii.


22 Haziran 2015 Pazartesi

PAZAR CAMİİ

Kasaba’nın her camisinin hikâyesi başkadır. Hepsinin şekli birbirine benzese de her caminin ardında başka bir öykü vardır. Ve her caminin de hikâyesi başka başkadır. Pazar Camiinin öyküsü ise daha bir başkadır.  
Günü hızlı yaşayan bir yerde kurulu bu caminin diğerlerinden farkı; ihtiyarlar için ağır usul eşiğine geldikleri Dünya’nın yakından seyrangahı, bebekler için uçsuz bucaksız bir ömrün bir adım geridir. Çocuklar için bazen oyun kapısı, gençler için anne baba vedasıdır. Pazar Camiinin musalla taşında kılınan namazdan sonrası sonsuzluktur. Kimseler bilmese de bu camide gözü yaşlı annelerin içli duaları diğerlerinden fazladır. Diğer camilerden fazladır bu camiinin avlusunda süzülen gözyaşları. Geriye dönmeyecek kim varsa; atta’ya gidecek bebekler,  şehit düşen oğullar, gidip de dönmeyenler daha çok bu camide beklenir. Burası belki de bir sığınıştır, teslim oluştur.
 Pazar Camisi, Altay Mahallesi, Piyaleoğlu Caddesi ile Cevdet Öktem Caddesinin kesiştiği noktada yer alır. Bu camii yaptıran şahıs Piyale Ağazâde Mustafa Ağadır. Piyale Ağazâde Mustafa Ağa, Turgutlu’da çeşitli vakıf eserleri yaptırarak şehrin fiziki yapısını değiştiren önemli şahıslardan birisidir. İstanbul’da etkili bir kişi olmasının sağladığı avantajlarla Kasaba’da oluşturduğu çeşitli vakıflarla şehrin fiziki yapısının değişmesine dolayısıyla ekonomik açıdan daha cazip bir merkez haline gelmesine yardımcı olmuştur.
 Mustafa Ağa, Turgutlu’nun 17. yüzyıl ortalarında büyüdüğünü görür ve bu büyüme nedeniyle ihtiyacı duyulan Camii (1065 hicrî) 1655 tarihinde yaptırır. Bu yapının o yıllarda bilinen ismi Cami-i Kebir’dir. Kasaba halkı ise bu yapıyı hep Pazar Camii olarak anar. 400 metre alanda kare plan üzerine inşa edilen cami üç küçük kubbe ile örtülüdür. Camiinin tek kapısı, mermer kemerle çevrili olup kitabesinde Osmanlıca şu cümleler yazılıdır:
“Mustafa bin Piyâle ya'ni bu abdu'z zâif
Hak'dan isterdim yapam bir ma'bed-i hûb-u garîb
Bir ibâdetgâha muhtaç gördüm bu mahall-i câmii
Başladım fi'l-hâl bende kalmayub sabr-ı şekîb
Hamdülillah ger temam olub didüm tarihîni
Câmiinin itmâmını kıldı bana Allah nâsib.”
(Mustafa İbn-i Piyale, İsterdim Hak’tan bir muhabbet hane, Muhabbet haneye mahal gördüm bu mahalli - Hicri 1035)
Tek şerefeli, minareli, çok kubbeli bir yapı olan Pazar Cami’nin bahçesinde bir şadırvan bulunmaktadır. Kare planlı, çok kubbeli bir yapı olan Pazar Camii taş, tuğla bileşimi bir sistemle inşa edilmiştir. Geçmişte dört, günümüzde ise üç kemerli son cemaat yeri vardır. Camii cephelerinin alt kısımlarında yuvarlak kemerli dikdörtgen, formlu pencereler yer alırken, üst kısımlarda hem yuvarlak kemerli, hem de rozet pencereler yer almaktadır. Yapının sekizgen kasnaklı, silindirik gövdeli tek şerefeli bir minaresi mevcuttur. Konik külahlı minarenin şerefe altı kirpi dişlerle kademelendirilmiştir.
Pazar Camii çeşitli dönemlerde bakım ve onarımlardan geçirilmiştir. Cumhuriyet sonrası ilk bakım ve onarım 1924 yılında olur. Bu onarım sırasında Kasaba halkının katkılarının yanında Cumhuriyet Hükümeti’nin de katkıları görülür. 12 Şubat 1924 tarihli bir belgede tamiratı devam eden Pazar Camii için Hükümetin 1500 Lira gönderdiği yazılıdır. Bir başka değişim ve ilave 1968 yılında olur. 1968 yılında camii’nin son cemaat yerindeki demir doğramaları değiştirilir. Bir diğeri ise KTVKYK’nun 21.5.1990 gün 145 sayılı ilke kararı doğrultusunda caminin iç duvarlarının düzenlenmesi işidir.


Piyaleoğlu Caddesi ve Pazar Camii.

Pazar Camii Haziresi



Geçmişte Pazar Camii

                                                                               Pazar Camii
Pazar Camii'nden eski görüntü

Günümüzde Pazar Camii

11 Haziran 2015 Perşembe

BİR CAMİİNİN ÖYKÜSÜ

       Bunaldıysanız, Kasaba’nın betonlaşan yapıları sizi yorduysa yine Kır Mahalle civarına gidin derim. Burada bir cami avlusuna dalıp 8 ayağa oturtulmuş kubbeli bir şadırvanın altında dinlenin derim. Sonra yontma taştan kemerle çevrili, motifli bir kapıdan içeri dalıp ruhunuzu dinlendirin. Sonra sessizce ağaçtan yapılmış minbere kadar uzanıp taştan yapılmış küçük dikdörtgen formlu pencerelerden sızan ışığı ciğerlerinize çekin derim. Çekin derim. Bir daha çekin. Çünkü burası hüzünlü bir masal şehrinin anılarla yüklü bir köşesidir. Kimseye derdini anlatamamış öksüz bir çocuk gibidir.
 Derler ki; Kasaba’nın büyük büyük ataları ilk bu çevreye yerleşmişler. Kasaba’ya ilk gelenler buralarda yeni yurtlar ve ocaklar kurmuşlar. İlk gelenler, Türkmen erenlerinin öncülüğünde önce buralarını şenlendirmişler.
     Ve yine derler ki bu bölgede etkin rol oynayan erenlerden birisi de Hacı Zeynel Dede’dir.  
Hacı Zeynel Dede’nin Turgutlu’ya gelişi bu yöreye şenderdirmesi ile ilgili rivayetler ve de öyküler çoktur. Onun ismi ile anılan caminin de oldukça öyküsü vardır. Kimileri, Hacı Zeynel Dede Camii için: “Horasan Erenlerinden Kadiri Şeyhi “Hacı Zeynel Dede” tarafından bir mescit olarak yapıldı” demektedir. Bazıları ise “bu cami,1500’lü yılların sonunda bir mescit olarak yapılıp Mehmet Ağa tarafından genişletildi” demektedir. Bilinen bu caminin, 2’inci Abdülmecit döneminde (1892 -1902) onarımdan geçirildiği ve bir misli daha büyütülüp caminin yanına bir minare eklenmesidir.
       Ünlü yazar Çağatay Uluçay ise “Hacı İnel Camii’ni Turgutlular Hacı Zeynel Camii demektedirler. Oysa Şer’iyye sicillerinde bu camiinin ismi İnel Camii olarak geçmektedir.” der.

      Hacı Zeynel ile ilgili çeşitli rivayetler her dönem anlatıla gelmiştir. Rivayete göre bu mescit köyün oldukça uzağına yapılır. Mescidin müdavimleri ve köyün ileri gelenleri bu durumdan rahatsız olurlar. Konu Hacı Zeynel Dede’ye iletilir. Hacı Zeynel: “Gün gelir köy büyür şimdi şikâyet edilen caminin yeri o zaman köyün ortasında kalır.” diye cevap verir.
     Ve akıp giden zaman içinde yok olan evler, yıkılan şadırvanlar, suyu kesilen çeşmeler. Ve de o unutulan Kasaba kokusu…!









9 Haziran 2015 Salı

BİR PARKIN ÖYKÜSÜ


Yunanlı yazar Archimandrite Cyril Zachopoulos 1934 yılında yazar bu parkın geçmişe dönük öyküsünü. Yazar, bahçesinde çaylar içtiğimiz, Milli bayramlarda toplanıp nutuklar attığımız o meşhur Orta Park’ın eski hikayesini bir zamanlar buralarda yaşayan göçmenlerden dinlemiştir. Karaosmanoğulları’nın bölgede voyvoda olarak hüküm sürdüğü devirlerde Yunan ana karasından birçok göçmen daha iyi yaşam arayışı içinde Kasaba’ya göç ederler. Bu göçmenler, şehrin uzak bir köşesinde (Bu günkü kaymakamlık binasının olduğu yerde) işin erbabı Yunanlı taş ustalarına, büyük bir bahçe içerisine bir kilise inşa ettirirler. Bu kiliseye Noel Baba olarak da bilinen, Aziz Nicolas’ın ismini verirler. O tarihlerde oldukça görkemli olan bu kilisenin bahçesine de birçok ek binalar yaptırırlar. Bu günkü parkın olduğu yere de kilisenin mezarlığı yaparlar. Yangın sonrasında bu mezarlık bir süre yerinde kalır.
  Mezarlar ve mezar taşları uzunca süre burada kalır. Yazar “bu mezar taşlarında birçok şiirsel ritimler yer almaktaydı. Ancak mezar soyguncuları (bize göre defineciler) bunları yok ettiler”der.  Mezar taşında şiirsel olarak anlatılan kişi Yunanistan’dan bir çoban olarak Kasaba’ya gelen sonrasında ünlü bir tüccar olan George’nin hayat hikayesidir.
 O mezarlar ve mezar taşları 1920’li yılların sonun doğru ortadan kaldırılır. Bilinen Aziz Nicholas kilisesinin kalıntıları bir topun gülleleri ile yıkılır. Kilise bahçesi yerle bir edilir. Kilisenin taşları inşaatların temellerinde kullanılır. Mezar taşları talan edilir.
 Sonrasında Yıkılan kilisenin mezarlığı, dönemin belediye başkanı Cevdet Öktem tarafından parka dönüştürülür. Açılışa Manisa Valisi Fuat Bey’de katılırlar. 1938 yılında, Cumhuriyet’in 15’inci yıl dönümünde parkın ortasına Atatürk’ün büstü konulur. Bu defa açılışta Manisa valisi Lütfi Kırdar vardır. Bu tarihten sonra milli bayramlar, kutlamalar bu meydanda yapılır olur. Çoğumuzun Orta Park diye isimlendirdiği bu meydanın ismi artık Atatürk Parkı’dır.