15 Mayıs 2015 Cuma

KASABA’DA ESKİ MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ…


     7 Haziran seçimleri yaklaşırken bu yazıda Kasaba’nın eski seçim çalışmalarıyla ilgili olsun dedik. Kasabanın geçmişe uzanan yıllarında birçok lider, milletvekili Turgutlu’nun yollarına, meydanlarına hep şenlendirmişlerdir. Kasaba’da ilk şenlik ya da seçim rauntları 1946 yılında görülür.
     Halk Partisi’nden istifa eden Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü aralarında anlaşarak 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti adıyla yeni bir parti kurarlar. Demokrat Parti, az zamanda faaliyet alanını genişleterek, kuvvetli bir muhalefet partisi haline gelir. İl ve ilçelerde hızla örgütlenme girişimleri başlar. 8 Nisan 1946 tarihinde de Turgutlu Demokrat Parti Teşebbüs Heyeti oluşturulur. Kurulan Demokrat Parti’nin Turgutlu'daki teşkilatlanmasında Mustafa Moralı aktif rol alır. Turgutlu İlçe Başkanlığı’nın açılışı ise Milletvekili Hüsnü Yaman’ın katılımıyla 10 Mayıs 1946 tarihinde gerçekleştirilir. İlçe başkanlığına Mustafa Moralı tayin edilir. Heyecan doruktadır. Tek Parti dönemi bitmiş, ilçeye yeni bir partinin tabelası asılmıştır. İlçe başkanlığı dolup taşmaktadır. Kendisini istikbal arayanlar, yer kapmak isteyenler sabah akşam başköşededir.
     Demokrat Parti’nin kuruluşu ile Kasaba tam tamına ikiye bölünmüştür. Kahvehanelerin akşam sohbetleri senin parti, benim parti diye başlayıp iş kavgaya kadar götürülür.
 Çok geçmeden Moralı, partinin program ve nizamnamesini halka açıklar. İlçe binasına dolduranların fikri alınmadan atama ile Orhan Ocakoğlu, Şükrü Yayıntaş, Çilingir İbrahim Dinçtoygar, Ayakkabıcı Rüştü Fırat, Salih Küçükoğlu Demokrat Parti’nin ilçe örgütlenmesinde rol alırlar.     
     Demokrat Parti’nin Kasaba’da faaliyet geçmesinin ardından Turgutlu’da semt ocakları açılır.  Demokrat Parti üyesi ve semt ocakları kurucularının isimleri şöyledir: Mehmet Gözpınar, Ali Eronat, Bekir Mercan (fırıncı), Ali Günay (emekli bankacı), Ahmet Yıldız (terzi), Sadri Çölova (çiftçi), Selim Moralıgil (rençper), Veli Bolova (berber), Hasan Istık (kantarcı), İbrahim Göden (kavaf), Cemal Hoşgeneveli (simsar), Rüştü Fırat (kunduracı) .
Demokrat Parti, 1946 yılı Milletvekili seçimlerini katılıp katılmamakta tereddüt eder. Ancak seçimi boykot, partinin kapanmasına yol açabilir düşüncesiyle seçimlere girilir. Seçimle beraber Kasaba’nın sokakları yeni seçim afişleri ile tanışır. Demokrat Parti, bu seçimde Celal Bayar yönetiminde 62 Milletvekili çıkarır. Bu başarısızlığa rağmen Celal Bayar’ın eski arkadaşı olan Kasabalı Cüher Hoca‘nın oğlu Hilmi Öztarhan ve İsmail Ertem Turgutlu’dan Manisa Milletvekili olarak Ankara’ya giderler.

Dünden bu güne değişen bir şey yok…







13 Mayıs 2015 Çarşamba

TURGUTLU’NUN İŞGALİ YAKLIŞIRKEN / KASABALI KADINLAR

Amerikalı Kadın Gazeteci Grace Mary Ellison Savaş sonrasında Kasaba’ya ziyaretinde şunları kaleme alır:
 “(…) Savaşlar bu kadınların babalarını, oğullarını, erkek kardeşlerini ayırmıştı. Yine de bu titreyen kadınlardan başka trenler dolusu askerleri, inek vagonlarına doldurulmuş insancıkları yeni cepheye doğru giderken görüyordunuz. Nasıl oluyor da bu kadınlar çocuklarının ağlayışlarını susturuyor ve kendilerini erkeklerine verebiliyordu. Onların ki bir ideal uğruna anavatanlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü adına gönüllü bir fedakârlıktı”
Kasaba’nın kadınları; Kurtuluş Savaşı’nın mızrak duruşlu kadınları, erkeklerini ateşleyen, onların örgütlenmesini tetikleyen Turgutlu’nun kadınları. İşgal öncesi Kasabayı ayağa kaldıran Kasabalı kadınlar…
 Kasabalılar İzmir’in işgali olayını İzmir'den gelen sabah treniyle öğrenirler. Kiliselerin vakitsiz çalan çanları önce kadınları telaşlandırır. Aralarında bir görüş birliği olmasa da Kasabalıların bir kısmı tehlikenin büyüklüğünü anlarlar. Tehlikeyi fark eden bir kısım aydınlar teşkilatlanırlar. Kasaba’nın kadınları da boş durmazlar. Onlarda Kasaba Ahaliyi İslâmi’ye Cemiyetini kurarlar. Turgutlulu aydınların İzmir’in işgaline karşı çektikleri birkaç protesto telgrafı pek ses getirmez. Bu defa Kasabalı kadınlar PTT binasına girerler. Saruhan sancağında beklide en sert ve en etkili tepkiyi gösterirler. Onların bu tepkisi gazetelere yansır. Gönderilen telgraf şöyledir:
 "İzmir olduğu gibi mülhakat vilâyet de peyderpey Yunan askeri ta­rafından işgal ediliyor. Dünyada medeniyet ve adaletin henüz kalkmadı­ğını ümit etmek istiyoruz. Pek büyük ekseriyeti teşkil eden milyonla yavrularımızı iki yüz bin Rum'a terk etmek ölümden beter bir hâldir. Kadınlara pek büyük hürmetle muameleleri bilinen Avrupalılara ve bü­tün insaniyet âleminde de biz Türk Müslüman kadınları Hak başımızda olduğu halde haykırıyoruz. Buralarda daima âdil bir Türk hükümeti idaresi görmek isteriz. Medeni­yetinizden, insaniyetinizden beklediğimiz budur. Hak ve hakikate ha­dim olursanız, insaniyet ol vakit sizi ta'zîz eder. Cevap bekliyoruz.”
 Kasaba İslâm Kadınları Cemiyeti.
Her şeye rağmen Kasaba’nın işgali önlenemez. Yangın sonrası Turgutlu’ya uğrayan Yakup Kadri  Kadınların acılarını, sefilliğini görüp onlara şöyle seslenir:

“Hanginiz daha az sefil idi? Hanginiz daha merhamete layıktı? Bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da, sizin gözleriniz benim gözlerime değdikçe, başımın önüme eğilmesi ve yüzümün kızarmış olmasıdır. (...) Ey, evladının mezar taşından başına yastık yapan ana; ey, geceleri, köpeklerle beraber uluyan aç çocuk; ey, bekâreti iğrenç bir yara halinde kanayan genç kız, Allah cümlenizi bizim düştüğümüz dertten masun eylesin.”

                                          Kasaba kadınları (Nuri Erbaz arşivi)

Kasaba'nın kadınları 1933

İlknur E. Özcanlı'nın arşivinden

Kasaba kadınları 1937

Kasaba kadınları 1940
Kasaba Kadınları (İlknur Özcanlı)

İlknur Özcanlı arşivi 

Kasaba kadınları 1945

Kasaba kadınları 1952



                                        Yalçın Özalp arşivi

11 Mayıs 2015 Pazartesi

İŞGAL ÖNCESİ TURGUTLU - MAYIS 1919

Kasaba’da 1919 yılının Mayıs ayıdır. Havada tatlı çiçek kokuları vardır. sokaklarda pır pır arı kuşları uçmaktadır. Laleler soldu solacaktır. Papatyalar artık son demlerindedir. Yaşlı bir çınarın altında, kır saçlı bir üstad yorgun elleriyle tamburunda gamlı bir sevda şarkısı tutturmuştur. Savrulan rüzgâr birden bu havayı bozar. Rumların çığlıkları, havada ki tayyarenin gürültüsü Kasabalıların keyiflerini kaçırır.
Tarih Mayıs 1919’dur. Turgutlu’nun işgali yakındır. Kasaba’da ticaretten, imalata kadar her şey Rumların, Ermenilerin ve Musevilerin tekeline geçmiştir. Dükkânların, mağazaların, tüccarların tabelaları; uncu Eskevazı Hacı Kıevark, ayakkabıcı Constantina Elia, Buyuca, Yoannis Efendi, mumcu Anton, üzüm ve pamuk tüccarı Kanapetelosid, ekmekçi Toyu Zimmîn, nalbant Dimitri, kunduracı Yordan, yoğurtçu Yanko, derici Artin, demirci Dalıan, abacı Kiro şeklindedir.
Şehirdeki bu tekelleşme, Turgutlu üreticisinin sömürülen bir kitle olmasına, ürününü gerçek değerinden pazarlayamamasına sebep olur. Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ile beraber Kasaba ahalisinin ziraat ve ziraata dayalı ekonomisi daha da daralır. Turgutlu ahalisi perişandır.
Bu tarihlerin Kasaba kaymakamı Hamdi Bey, belediye reisi Arif Hikmet (Koca Arif) Bey, Müftüsü Hasan Basri Efendi (Kutlu), savcısı İbrahim Ethem Efendidir. Ne var ki bu tarihlerde 6 kişilik belediye meclis üyelerinin ikisini Rum üyeler birisini de ermeni üyeler oluşturmaktadır. Bunlardan birisi, kırtasiyeci Hristo, diğeri ise eczacı Kosti Emanoilidi’dir.
Yunan işgal kuvveti henüz Turgutlu’ya değil İzmir’e bile gelmemiştir ama Turgutlu’da her yer Yunan bayrakları ile süslenmiştir. Şehirde bir şeylerin olacağı bellidir. Uzun yıllar belediye meclis üyeliği yapan fabrikatör Bodos Efendi’nin öncülüğünde Eczacı Kosti Emanoilidi, Kunduracı Yordan, Bakkal Kosti, Yoğurtçu Yanki, Kantarcı İstila, Kahvehane sahibi Dimitri, Hekim oğlu Aristo, kardeşi Dimitri ve Çavuş Pandelli’ gibi isimler Kasaba’da’ yaşayan yabancı kökenlileri gizliden örgütlemektedirler.
Dr. Niyazi Dinçsoy İşgal öncesini şöyle aktarır:

 “Dedem, Pazar günü büyük bir telaş içinde çarşıdan okula gelerek, Kasaba’nın Yunan güçlerince işgal edilmek üzere olduğunu dostu Kosti adındaki belediye meclis üyesi bir Rum’dan duyduğunu heyecanla söyledi ve hemen gitti. Biz talebeler okulun avlusuna çıktık. Gökte uçak dolaşıyordu. Sokaklardan Rum ve ermeni halkının çığlıkları geliyordu.”


 










4 Mayıs 2015 Pazartesi

KASABA’NIN MEZARLIKLARI…


 Kasaba’nın neresinde selvi ağaçları görürseniz biliniz ki orası eski bir Kasaba mezarlığıdır. Kasaba’nın neresinde küme halinde ya da sıralı selviler görsem titrer yüreğim bir mezarlığa girmiş gibi olurum. Mezarlıklar tanıdığımız, bildiğimiz ya da duyduğumuz simaların ebedi uyguya yattıkları yerlerdir. Ya bilmediklerimizin mezarları ve mezarlıkları…? Cumhuriyet kurulduğunda ve de ondan öncesinde Kasaba’nın mezarlıkları nerelerdeydi. Şimdi onların üzerine neler yapıldı? Bilenimiz inanın ki yoktur. Oysa ne kadar eski mezara sahipseniz, oranın o kadar eski sahibisinizdir demektir.
Bizler ve de şehrin yaşayanları ölüler bir daha bizi rahatsız etmesinler diye ölümün yazgısında olan o garipliği hissetmemek üzere onları, en kuytuya, en ıssız mekânlara itmişizdir. Bununla da yetinmeyip atalarımızın mezarlarının üzerine evler, binalar yapmışızdır.
Kasabalıların bilinen en eski mezarlığı bu günkü şehitliğin olduğu yerdedir. Bu gün üzerinde binalar vardır. Kasabalıların başka bir eski mezarlığı bu günkü Toki binalarının olduğu yerdedir. Başka bir eski mezarlığımız bu günkü stadyumun olduğu yerdeki mezarlıktır. Şimdilerde üzerinde gezinti yaptığımız Orta Park’ın olduğu yerde eski bir mezarlıktır. Eski Tukaş binasının önünden tren yoluna doğru giderseniz orada da sizi selviler karşılar. Orada da tanımadığımız eski dostlarımız derin uykudadırlar.

 Ey, Turgutlu’nun toprağını ekip biçenler ve de onun toprağına gömülenler, bir kazmanın ucuyla ya da bir dozerin kepçesiyle bağrını delip mezarlarını talan ettiğimiz ve üzerinize binalar kondurduğumuz Kasabanın sessizleri ne olur bizi bağışlayın desem…











2 Mayıs 2015 Cumartesi

TOPRAĞI TUĞLA VE KİREMİDE DÖNÜŞEN ŞEHİR TURGUTLU

 Bugünkü Turgutlu’nun sokaklarına yerleştirilen evlerine bakarak geçmişe uzanan Kasaba evlerini hayal etmek oldukça zordur. Oysa Kasaba’nın yeşil bir doku içinde saklı kalmış eski Turgutlu evleri, ressamlar için eşsiz bir fon, fotoğrafçılar için dayanılmaz bir obje olacak kadar cazibeli imiş.
 Asırlık çınarların ve meyve ağaçlarının dallarının gölgeleri arasına kondurulmuş alaturka kiremitli, ahşap pencereli kerpiç evler nice seyyahların dikkatini çekmiştir. 1671 tarihinde Kasaba’yı ziyaret eden Evliya Çelebi’de Kasaba’nın güzelliğine kendine kaptırmış olmalı ki “şehir, çınar, kavak, salkım söğüt ve meyve ağaçlarıyla donanmış olup Kasaba görünmemektedir.” diyecektir.
Kasaba’nın o eski tarihi evleri, kuruluş yıllarında “Çukur Bahçe” denilen yerden alınan topraklarla kerpiç yapılarak inşa edilir. 1659 yılına gelindiğinde Kasaba halkı artık pişmiş toprakla tanışır. Bu yıllarda kurulan ve Turgutlu’nun en büyük mahallesi olan Çömlekçi  (Çömlekçü) mahallesinden hareketle nahiyede tuğla, kiremit ve çömlek imalatının yapıldığı, bu iş yoğunluğu nedeniyle mahallenin Kasaba’nın dışına doğru kurulduğu düşünülebilir. Bu tarihten 6 yıl sonra Turgutlu’ya gelen ünlü gezgin Evliya Çelebi’de bu görüşü destekler şekilde şehir için şöyle diyecektir:
“Bazar yerinde yirmişer ameli taş sütunlar üzre kiremit örtülü Tahıl Pazarı bir vasi binadır. (…) 1.500 kiremit örtülü güzel konakları mevcuttur”
      1800'lü yılların yarısına doğru Kasaba'nın sokakları taş duvarlı binalarla tanışmaya başlar. Yunanistan ana karasından bu tarihlerde buraya iş bulmak için gelen Rum ailelerin konutlara ihtiyacı vardır. Onlarla beraber gelen bu işin erbabı Rum kökenli taş ustaları yaptıkları konutlarla şehrin sokaklarını yeni bir güzellik katarlar. Bu ustalar, taş ve tuğla karışımı yapılan camilere karşılık onlarda taş duvarlı kiliselerini, manastırlarını Turgutlu'nun nadide semtlerinde inşa ederler. Artık bir tarafta ezan sesleri diğer tarafta can sesleri duyulmaktadır.
     1878 yılına gelindiğinde Turgutlu’da sekiz adet tuğla ve kiremit fabrikası görülür. 1918 yılında bu fabrikaların sayısı dörde iner. Büyük yangında ne varsa yakılmıştır. Cumhuriyet sonrasında Almanların kurduğu Turgutlu’nun ilk tuğla kiremit fabrikası Kısmalı’da faaliyete geçer. Modern anlamda bir kooperatif şeklinde oluşturulan bu fabrika kısa süre sonra faaliyetini durdurur.  1940’lı yıllarda Zincirli Kuyu mevkiinde Hasan Kemalaki’nin harman tuğla tesisleri faaliyete geçer. 1950’li yıllara gelindiğinde yeni yeni tuğla kiremit fabrikaları boy göstermeğe başlar. Bunlar Leylek Fabrikası, Yıldırım Kiremit, Hilmi Pekcan’ın fabrikalarıdır. Kısmalı yöresindeki hammaddenin gittikçe azalması ve niteliğini kaybetmesi sonucu yeni hammadde arayışlarına girişilir. 1958’de Çakal azmağı keşfedilir.
     Nereden nereye! 1960’lı yıllarda tuğla ile tanışıp öğrencilerin harçlık paralarını çıkardığı anılarla dolu o tuğla fabrikaları.
Kaynakça:
- Mehmet Şeker, “Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre Turgutlu ve Sosyal Hayatı”, Turgutlu Sosyo-Ekonomik Tarihi Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 4-5 Eylül 1995, s. 60- 70.
-  Mehmet Günay. Şer’iyye Sicillerine göre 17 Yüzyılda Turgutlu Kasabası (Makale). Celal Bayar Üniversitesi. Sosyal Bilimler Dergisi Ekim 2011, sayı 2.  
- Şenol Çelik, “1659/1660 (H.1070- 1071)Tarihli Avarız Defterine Göre XVII. Yüzyıl Ortalarında Turgutlu Kazası”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 16, İstanbul 2007, s. 33-66.
 - Mehmet Akif Ceylan. Manisa – Uşak Demir yolu ulaşımının yerleşme üzerine etkileri.  Marmara  Coğrafyası Derg. 21, OCAK - 2010, S. 1- 26.
-  Niyazi Dinçsoy. Turgutlu’nun Dramı.
- Saadet Tekin. Temettüat Defterlerine göre Turgutlu’nun sosyal ve ekonomik durumu (1844 – 1845)  







27 Nisan 2015 Pazartesi

FOTOĞRAFÇI AHMET HAMDİ

O, Kasabalıların tanıdığı ve bildiği kimsesiz bir kimseydi.  Hiçbirimiz ona kimse olamadık. O, Kasabayı resimleyen adamdı. İçine kapanık ve sessiz bir insan olarak Turgutlu’ya gelmiş Kasaba’nın o muhteşem fotoğraflarını çekip gitmiştir. O Kasaba’dan, eli kire değmemenin huzuruyla, kızıl bir bulut gibi geçip aramızdan şehrin sahnesinden ayrılmıştır.
 Fotoğrafçı Ahmet Hamdi’den söz ediyorum. O dışladığımız, kenarda bıraktığımız, oyunun dışına ittiğimiz Ahmet Hamdi’den. Kasaba’nın eski yıllarını fotoğraflayan, çektiği fotoğrafları kaynak göstermeden dergilerimize, sergilerimize ve de sitelerimize koyduğumuz Ahmet Hamdi’den söz ediyorum. O, bir ışık aşığı, bir gizem, bir fotoğraf sevdalısı ve Cumhuriyet sonrası Turgutlu’nun tek fotoğrafçısıdır.
Aslında hakkında pek az şey bilinen ama fotoğrafçılıkta gerçek bir yetenek olan ustalığı hala tartışılmayan bir insandır. Bilinmezden Kasaba’ya ulaşan, sahip olduğu sır perdesini ardında bırakıp yüzlerce film şeridini bizlere bırakan bir muammadır. Fotoğrafçı Ahmet Hamdi, fotoğrafçılığının yanında bir keman ustasıdır, bir bestekârdır. Ama hiç birimiz onun bu yönüyle ilgilenmedik. Hep endazenin topuzunu kaçırıp onunla ilgili hoş olmayan öyküler uydurduk.  
Oysa birçok ünlü müzik sanatçısı onun kapısını aşındırmıştır. Onlarda hoş olmayan gerçek dışı öykülerden çekinip kapısının tokmağını hep gece karanlığında tıklatmışlardır. Onlarda, onun geceye ikiye bölen keman namelerini dinleyip avuçlarına sıkıştırılan bestelerini alıp sessizce oradan ayrılmışlardır.   
   Aslında onun hayat hikâyesi öykülerle anlatılamayacak kadar çoktur. O, Kurtuluş Savaşı sonrasında kaçak bir göçmen olarak bu şehre gelir. Annesi, o dönem Atina’sının ünlü keman ustasıdır. Babası ise şehrin kayda değer fotoğrafçısı. Ailesini Atina’da bırakan Ahmet Hamdi, Turgutlu’ya gelir, yıllarca bu şehrin havasını solur, bütün acılarını içine gömüp,  kimsesiz bir kimse olarak yaşar ve Kasaba’yı bir dönem fotoğraflayıp kimsesiz bir kimse olarak Kasaba’dan ayrılıp gider.



 Meltem A. Berkmen arşivinden

Ahmet Hamdi'nin fotoğraflarından...

Ahmet Hamdi'nin fotoğraflarından...

Ahmet Hamdi'nin fotoğraflarından...

Ahmet Hamdi'nin fotoğraflarından...

Ahmet Hamdi'nin fotoğraflarından...

 Meltem A. Berkmen arşivinden


26 Nisan 2015 Pazar

KASABA’NIN YAZLIK SİNEMALARI

Bu yazının bir bölümünü daha önce yayınlamışım. Olsun… Bir daha okuyalım istedim.
      Turgutlu ile ilgili yaşamın bir başka kesiti, geçmişin bir anısı da yazlık sinemalardı. 1950’li ve 1960’lı hatta 1970’li yılların en büyük eğlencesidir Kasaba sinemaları. Turgutlu’nun o günkü yazlık sinemalarını bu gün anlatmak çok zordur. Daha çok 19 Mayıs’ın haftasında açılır, Ekim sonunda okullar başlamadan kapanırdı.
Sinemalar açılmadan birkaç hafta önce duvarlar boyanır, onarımı yapılır, sandalyeler tamir edilirdi. Sandalyeler genellikle maviye veya yeşile boyanırdı. O dönemlerin baş içeceği gazoz,  baş yiyeceği ayçiçeği (çiğdem), idi.
     Hava kararmaya başladığında bir görevli elinde hortum, sinemanın önünü toz çıkmasın diye sulardı. (Bunu özellikle Tarla sineması yapardı.) Sinemaların önünde kablolara asılmış onlarca ampul, yine sinemaların önünde afişlerin asıldığı kartelâlar olurdu. Bu kartelâların üzerinde afişler ve afişlerin üzerinde ‘Bu akşam, yarın akşam, gelecek program ve pek yakında’ yazıları olurdu. Afişlerin arasında, film karelerinden fotoğraflar bulunurdu. Sinemanın dışına ses yayın cihazı kurulur ve o yetişkin çağımızı alt üst eden ya da başka bir değişle bizleri mest eden şarkılar yerleştirilirdi.
    Sonra herkes yerini alır, ışıklar söner ve reklâmlar başlardı. Sinemalara akşamları ilk müşteriler geldiğinde içinde buz kırıkları ve gazozlar bulunan kovalarla satıcılar ortaya çıkar “Haydi soğuk gazoz.” çığırtıları kulaklarımızı delerdi. O sıcak yaz günlerine o Kasaba gazozlarını gel de içme! Belki orada yemek yenilmezdi, çay içilmezdi ama devre arası oldu mu o gazozdan mutlaka içilirdi. O çekirdek, cır cır böceklerinin bitip tükenmez ötüşleri gibi çıt çıt ha bire yenirdi.
     Turgutlu’da Şen, Zevk, Yıldız, Zafer, Venüs, Lale, Cengiz, Tarla, İkbal ve Yeni sinemaları vardı. Bunların hepsi yazlık sinemalardı. Birde Saray ve Venüs sinemaları vardı ki bu ikisi kışlık sinemalardı. Hapsi de “Orta Park’ın” etrafında kümelenmişlerdi. Bir an o bölgeyi düşledim. Kasaba’da da yaşmış bir insan olarak heyecanlandım. Orta Park ve çevresi o tarihlerin ya da şimdi ki beyaz saçlıların özlemli bir çevresiydi.  Ya da o sinemalar bizlerin ikinci evleri gibiydi. Hey gidi günler hey…