24 Haziran 2015 Çarşamba

ÇÖMLEKÇİ MAHALLESİ VE TATAR CAMİİ



Ünlü Mimar Halit Değer, bana “Turgutlu’da bir caminin adını söyle sana hikâyesini anlatayım” demişti. Ona “Tatar Camii” dedim.
“Haaa”dedi ve sonra devam etti:
“Ünlü Eyüp Hoca’nın namaz kıldırdığı camii. 1950’li yıllarda, sabah ezanlarında minaresinden Saba makamında ezanın okunduğu camii. Eyüp Efendi, sabah ezanlarını kendisi okurdu. Saba ya da Dilkeşhaveren makamından azana başladı mıydı hepimiz yataktan doğrulur ve huşu içinde bu ezanı dinlerdik.
Eskiden bu çevrede yürümek, adeta zaman yolculuğuna çıkmak gibiydi. Hala yukarıdan aşağıya uzanan cadde ve ona açılan sokaklarda yer alan birçok ev zamana tanıklık eder. Yıllar öncesinde bu mahallede içerideki muhabbeti dışarı sızdıran tek katlı, bodrumlu, avlulu, kerpiç sistemde inşa edilmiş evler daha da çoktu. Bu evlerin çoğunda anahtar delikleri paslanmış tahta kapılar bulunurdu. Bu mahallede veresiye tutmaktan erinmeyen emektar bakkallar, henüz ekmekleri bozulmayan hünerli fırınlar, kedisini ihmal etmeyen müşfik kasaplar, makasına altın bir bilezik gibi ehemmiyet veren mâcit berberler vardı. Şimdilerde hepsi yok olup gitti.
Cumhuriyet öncesinde, Kasaba halkını tren istasyonuna bağlayan tek yol “Cami Önü” denilen meydandan geçen yolmuş. Bu caminin çevrelediği mahallenin eski ismi Çömlekçi Mahallesiymiş. Bir zamanlar bu mahallenin en büyük toprak ağası ise Dafiroğlu Hafız Mustafa bin Ahmet’miş. Şimdilerin toprak ağası kimdir dersen bilmem.
Bu mahallede bulunan caminin esas ismi Zati Ağa camiidir. Ya da Zat Ağa Camii. 1616 yılında inşa edilir. Hani şu Celali eşkıyalarının ortalığa talan ettiği devirde. Tatar Camii ismi ile de anılan bu camii çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. Turgutlu’ya göçmen gelen Tatar asıllı ustalar tarafından tamir edildiği bu nedenle isminin Tatar Camii olarak değiştiği söylenmektedir.”
1616 yılında Zatağa tarafından yaptırılan bu camii kare plan üstüne oturtulmuş olup tek kubbelidir. Ana duvarları taş ve tuğladır. On küçük pencere ile ışıklandırılmıştır. İlk onarımını 1700’lü yılların başında görmüştür. İkinci onarımı ise 1959 yılıdır. Sade bir mihrabı ve minberi vardır.

Eski Çömlekçi Mahallesi. Arka fonda Tatar Camii.

 Tatar Camii kitabesi

 Tatar Camii haziresi



 Tatar Camii.


22 Haziran 2015 Pazartesi

PAZAR CAMİİ

Kasaba’nın her camisinin hikâyesi başkadır. Hepsinin şekli birbirine benzese de her caminin ardında başka bir öykü vardır. Ve her caminin de hikâyesi başka başkadır. Pazar Camiinin öyküsü ise daha bir başkadır.  
Günü hızlı yaşayan bir yerde kurulu bu caminin diğerlerinden farkı; ihtiyarlar için ağır usul eşiğine geldikleri Dünya’nın yakından seyrangahı, bebekler için uçsuz bucaksız bir ömrün bir adım geridir. Çocuklar için bazen oyun kapısı, gençler için anne baba vedasıdır. Pazar Camiinin musalla taşında kılınan namazdan sonrası sonsuzluktur. Kimseler bilmese de bu camide gözü yaşlı annelerin içli duaları diğerlerinden fazladır. Diğer camilerden fazladır bu camiinin avlusunda süzülen gözyaşları. Geriye dönmeyecek kim varsa; atta’ya gidecek bebekler,  şehit düşen oğullar, gidip de dönmeyenler daha çok bu camide beklenir. Burası belki de bir sığınıştır, teslim oluştur.
 Pazar Camisi, Altay Mahallesi, Piyaleoğlu Caddesi ile Cevdet Öktem Caddesinin kesiştiği noktada yer alır. Bu camii yaptıran şahıs Piyale Ağazâde Mustafa Ağadır. Piyale Ağazâde Mustafa Ağa, Turgutlu’da çeşitli vakıf eserleri yaptırarak şehrin fiziki yapısını değiştiren önemli şahıslardan birisidir. İstanbul’da etkili bir kişi olmasının sağladığı avantajlarla Kasaba’da oluşturduğu çeşitli vakıflarla şehrin fiziki yapısının değişmesine dolayısıyla ekonomik açıdan daha cazip bir merkez haline gelmesine yardımcı olmuştur.
 Mustafa Ağa, Turgutlu’nun 17. yüzyıl ortalarında büyüdüğünü görür ve bu büyüme nedeniyle ihtiyacı duyulan Camii (1065 hicrî) 1655 tarihinde yaptırır. Bu yapının o yıllarda bilinen ismi Cami-i Kebir’dir. Kasaba halkı ise bu yapıyı hep Pazar Camii olarak anar. 400 metre alanda kare plan üzerine inşa edilen cami üç küçük kubbe ile örtülüdür. Camiinin tek kapısı, mermer kemerle çevrili olup kitabesinde Osmanlıca şu cümleler yazılıdır:
“Mustafa bin Piyâle ya'ni bu abdu'z zâif
Hak'dan isterdim yapam bir ma'bed-i hûb-u garîb
Bir ibâdetgâha muhtaç gördüm bu mahall-i câmii
Başladım fi'l-hâl bende kalmayub sabr-ı şekîb
Hamdülillah ger temam olub didüm tarihîni
Câmiinin itmâmını kıldı bana Allah nâsib.”
(Mustafa İbn-i Piyale, İsterdim Hak’tan bir muhabbet hane, Muhabbet haneye mahal gördüm bu mahalli - Hicri 1035)
Tek şerefeli, minareli, çok kubbeli bir yapı olan Pazar Cami’nin bahçesinde bir şadırvan bulunmaktadır. Kare planlı, çok kubbeli bir yapı olan Pazar Camii taş, tuğla bileşimi bir sistemle inşa edilmiştir. Geçmişte dört, günümüzde ise üç kemerli son cemaat yeri vardır. Camii cephelerinin alt kısımlarında yuvarlak kemerli dikdörtgen, formlu pencereler yer alırken, üst kısımlarda hem yuvarlak kemerli, hem de rozet pencereler yer almaktadır. Yapının sekizgen kasnaklı, silindirik gövdeli tek şerefeli bir minaresi mevcuttur. Konik külahlı minarenin şerefe altı kirpi dişlerle kademelendirilmiştir.
Pazar Camii çeşitli dönemlerde bakım ve onarımlardan geçirilmiştir. Cumhuriyet sonrası ilk bakım ve onarım 1924 yılında olur. Bu onarım sırasında Kasaba halkının katkılarının yanında Cumhuriyet Hükümeti’nin de katkıları görülür. 12 Şubat 1924 tarihli bir belgede tamiratı devam eden Pazar Camii için Hükümetin 1500 Lira gönderdiği yazılıdır. Bir başka değişim ve ilave 1968 yılında olur. 1968 yılında camii’nin son cemaat yerindeki demir doğramaları değiştirilir. Bir diğeri ise KTVKYK’nun 21.5.1990 gün 145 sayılı ilke kararı doğrultusunda caminin iç duvarlarının düzenlenmesi işidir.


Piyaleoğlu Caddesi ve Pazar Camii.

Pazar Camii Haziresi



Geçmişte Pazar Camii

                                                                               Pazar Camii
Pazar Camii'nden eski görüntü

Günümüzde Pazar Camii

11 Haziran 2015 Perşembe

BİR CAMİİNİN ÖYKÜSÜ

       Bunaldıysanız, Kasaba’nın betonlaşan yapıları sizi yorduysa yine Kır Mahalle civarına gidin derim. Burada bir cami avlusuna dalıp 8 ayağa oturtulmuş kubbeli bir şadırvanın altında dinlenin derim. Sonra yontma taştan kemerle çevrili, motifli bir kapıdan içeri dalıp ruhunuzu dinlendirin. Sonra sessizce ağaçtan yapılmış minbere kadar uzanıp taştan yapılmış küçük dikdörtgen formlu pencerelerden sızan ışığı ciğerlerinize çekin derim. Çekin derim. Bir daha çekin. Çünkü burası hüzünlü bir masal şehrinin anılarla yüklü bir köşesidir. Kimseye derdini anlatamamış öksüz bir çocuk gibidir.
 Derler ki; Kasaba’nın büyük büyük ataları ilk bu çevreye yerleşmişler. Kasaba’ya ilk gelenler buralarda yeni yurtlar ve ocaklar kurmuşlar. İlk gelenler, Türkmen erenlerinin öncülüğünde önce buralarını şenlendirmişler.
     Ve yine derler ki bu bölgede etkin rol oynayan erenlerden birisi de Hacı Zeynel Dede’dir.  
Hacı Zeynel Dede’nin Turgutlu’ya gelişi bu yöreye şenderdirmesi ile ilgili rivayetler ve de öyküler çoktur. Onun ismi ile anılan caminin de oldukça öyküsü vardır. Kimileri, Hacı Zeynel Dede Camii için: “Horasan Erenlerinden Kadiri Şeyhi “Hacı Zeynel Dede” tarafından bir mescit olarak yapıldı” demektedir. Bazıları ise “bu cami,1500’lü yılların sonunda bir mescit olarak yapılıp Mehmet Ağa tarafından genişletildi” demektedir. Bilinen bu caminin, 2’inci Abdülmecit döneminde (1892 -1902) onarımdan geçirildiği ve bir misli daha büyütülüp caminin yanına bir minare eklenmesidir.
       Ünlü yazar Çağatay Uluçay ise “Hacı İnel Camii’ni Turgutlular Hacı Zeynel Camii demektedirler. Oysa Şer’iyye sicillerinde bu camiinin ismi İnel Camii olarak geçmektedir.” der.

      Hacı Zeynel ile ilgili çeşitli rivayetler her dönem anlatıla gelmiştir. Rivayete göre bu mescit köyün oldukça uzağına yapılır. Mescidin müdavimleri ve köyün ileri gelenleri bu durumdan rahatsız olurlar. Konu Hacı Zeynel Dede’ye iletilir. Hacı Zeynel: “Gün gelir köy büyür şimdi şikâyet edilen caminin yeri o zaman köyün ortasında kalır.” diye cevap verir.
     Ve akıp giden zaman içinde yok olan evler, yıkılan şadırvanlar, suyu kesilen çeşmeler. Ve de o unutulan Kasaba kokusu…!









9 Haziran 2015 Salı

BİR PARKIN ÖYKÜSÜ


Yunanlı yazar Archimandrite Cyril Zachopoulos 1934 yılında yazar bu parkın geçmişe dönük öyküsünü. Yazar, bahçesinde çaylar içtiğimiz, Milli bayramlarda toplanıp nutuklar attığımız o meşhur Orta Park’ın eski hikayesini bir zamanlar buralarda yaşayan göçmenlerden dinlemiştir. Karaosmanoğulları’nın bölgede voyvoda olarak hüküm sürdüğü devirlerde Yunan ana karasından birçok göçmen daha iyi yaşam arayışı içinde Kasaba’ya göç ederler. Bu göçmenler, şehrin uzak bir köşesinde (Bu günkü kaymakamlık binasının olduğu yerde) işin erbabı Yunanlı taş ustalarına, büyük bir bahçe içerisine bir kilise inşa ettirirler. Bu kiliseye Noel Baba olarak da bilinen, Aziz Nicolas’ın ismini verirler. O tarihlerde oldukça görkemli olan bu kilisenin bahçesine de birçok ek binalar yaptırırlar. Bu günkü parkın olduğu yere de kilisenin mezarlığı yaparlar. Yangın sonrasında bu mezarlık bir süre yerinde kalır.
  Mezarlar ve mezar taşları uzunca süre burada kalır. Yazar “bu mezar taşlarında birçok şiirsel ritimler yer almaktaydı. Ancak mezar soyguncuları (bize göre defineciler) bunları yok ettiler”der.  Mezar taşında şiirsel olarak anlatılan kişi Yunanistan’dan bir çoban olarak Kasaba’ya gelen sonrasında ünlü bir tüccar olan George’nin hayat hikayesidir.
 O mezarlar ve mezar taşları 1920’li yılların sonun doğru ortadan kaldırılır. Bilinen Aziz Nicholas kilisesinin kalıntıları bir topun gülleleri ile yıkılır. Kilise bahçesi yerle bir edilir. Kilisenin taşları inşaatların temellerinde kullanılır. Mezar taşları talan edilir.
 Sonrasında Yıkılan kilisenin mezarlığı, dönemin belediye başkanı Cevdet Öktem tarafından parka dönüştürülür. Açılışa Manisa Valisi Fuat Bey’de katılırlar. 1938 yılında, Cumhuriyet’in 15’inci yıl dönümünde parkın ortasına Atatürk’ün büstü konulur. Bu defa açılışta Manisa valisi Lütfi Kırdar vardır. Bu tarihten sonra milli bayramlar, kutlamalar bu meydanda yapılır olur. Çoğumuzun Orta Park diye isimlendirdiği bu meydanın ismi artık Atatürk Parkı’dır.










8 Haziran 2015 Pazartesi

TURGUTLU’NUN CEVRESİNDE YER ALAN TÜMÜLÜSLER


     Gediz Nehri’nin kuzey ve güney yöresi büyüklü küçüklü onlarca tümülüsün bulunduğu alandır. Bu alan içinde Kasaba hudutları dâhilindeki Tümülüsler üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar son derece sınırlıdır. Bugüne kadar bu arazilerde yalnızca yüzey araştırmaları ve sınırlı kazı çalışmaları yapılmıştır. Kültür Bakanlığı İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Manisa İli, Turgutlu ilçesinde anıt eser olarak tescil edilen 23 adet Tümülüs görülür.
 1 - Çobanisa Mevkiinde
2 - Çobanisa Mevkiinde
3 - Çobanisa Mevkiinde
4 - Çobanisa Mevkiinde
5 - Çobanhisar Dedesi Tepesi Mevkiinde
6 - Karaoğlanlı Bucağı’nda
7- Turgutlu Şeytan Tepesi Mevkiinde
8 - Turgutlu-Karaoğlanlı Bucağı arasında
9 - Musacalı Köyü, Kuşaktepesinde
10 - Musacalı Köyü, Kuşaktepe Mevkiinde
11 - Musacalı Köyü, Mersinlitepe Mevkiinde
12 - Urganlı Yeniköy arası Hilmitepe Mevkiinde
13 - Urganlı Yeniköy arası Keserlitepe Mevkiinde
14 - Ahmetli Üçtepeler, Gökkaya Mevkiinde
15 - Ahmetli Üçtepeler, Gökkaya Mevkiinde
16 - Ahmetli Üçtepeler, Gökkaya Mevkiinde
17- Turgutlu Alahıdır Köyünde
18- Turgutlu Alahıdır Köyünde
19 -Turgutlu Alahıdır Köyünde
20- Ahmetli Höyüktepe Köyünde
21- Ahmetli Güldede Tepesinde
22- Ahmetli Güldede Tepesinde
23 - Ahmetli Güldede Tepesinde
    




      Gavurtepe Tümülüsü: 
     Turgutlu ilçesi, Sinirli Köyü, Gavurtepe Mevkiinde Fikret Karamürsel’e ait tarlada bulunmaktadır. Gavurtepe Tümülüsü bir kaçak kazı girişimi sonunda saptanmıştır. Yaklaşık 25–30 metre çapındaki yığma Tümülüs 5–6 metre kadar yükseklikte olup, merkezine yakın ve bir noktada kuyu gibi 12–15 metre derinlikte çukur açılmıştır. Bu çukurda mezar odası veya lahit gömüte rastlanmamıştır. Koruma Kurulu uzmanlarınca M. Ö. 5 – 6. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Gavurtepe Tümülüsünün gelecek yüzyıllarda da varlığını koruyabilmesi için önerilen koruma kararlarına titizlikle uyulması hususunda Sinirli Köyü Muhtarlığı’na ve ilgili kolluk kuvvetlerine büyük sorumluluklar düşmektedir.

       
           Ahmetli Gülde Tümülüsü
      Ahmetli - Gülde mevkiinde bulunmaktadır. Kaçak kazılarla tahrip edilmiş tümülüste mezar odasına ait taşlar sağa sola atılmıştır. 






     
          Cambazlı Tümülüsü
     Tuğla kırıkları, dibek kap parçaları ve blok taşlar yoğun miktarda görülmektedir. Pati izli tuğlalardan yüzeyde oldukça yoğun miktarda yer almaktadır.


  1. Atatepe Tümülüsü
        Turgutlu’dan geçen İzmir- Ankara Karayolunun yaklaşık 100 m kadar güneyindeki yüksekçe arazi üzerinde, Atatepe park alanı içinde bulunan tümülüs yaklaşık 50 m çapında ve yaklaşık 10 m yüksekliktedir. Tümülüsün batısında yaklaşık 20 m mesafede gazino binası bulunmaktadır. Tümülüsün güneybatısından tepeye doğru çıkışı sağlayan dar bir merdiven yapısı ve tümülüsün batı, kuzey ve doğu taraflarını çevreleyen bazı teras duvarları da vardır. Ancak, Turgutlu Belediyesi İzmir II No’lu KTVKK’na gönderdiği 27.06.1997 tarih 7/1092 sayılı yazı ile “Atatepe Mevkii’nde bulunan yığmanın tümülüs olmadığını; geçmişte, söz konusu alanının cephanelik muhafazası amacıyla oluşturulan dolgu bir tepe olduğunu” ileri sürmüştür.


Asertepe Höyüğü:
     Turgutlu ilçesi, Urganlı Bucağında Cambazlı Köyünde yer almaktadır. 1988 yılında alanda yüzey araştırması yapan Prof. Dr. Recep Meriç tarafından tespit edilmiştir. Günümüzde tarımsal arazi durumunda olan höyüğün üzerinde hiçbir anıtsal kalıntı görülmemesine karşın, M. Ö. III. bin Bizans çağı sonuna kadar iskân gördüğünü belgeleyen çanak çömlek kalıntılarına yoğun olarak rastlandığı Prof. Dr. Recep Meriç’in raporunda belirtilmiştir. Bu noktadan hareketle yörenin oldukça eski tarihlerden beri önemli uygarlıklara sahne olduğu söylenebilir.


     
     Temrek Tümülüsü
     Tümülüsün yakınında bir adet yazılı taş yer almaktadır. Yoğun miktarda tuğla ve seramik parçaları mevcuttur. Tümülüsün üzerinde kaçak kazı çukurları oldukça fazladır. 

     
     Gökkaya Tümülüsü
     Turgutlu’ya bağlı Gökkaya Mahallesinde bulunan 10 adet tümülüsten birisidir. Tümülüsün üzerinde ağaçlandırma olduğu için oldukça fazla tahrip olmuştur.   

        
         Ahmetli Ulucami Tümülüsü
     İzmir- Ankara karayolu kenarında Demirağ Beton Fabrikası bahçesinde yer alan tümülüstür.   Tümülüsün üzerinde kaçak kazı çukurları oldukça fazladır. Yüzeyi oldukça bozulmuştur. 




Gyges Tümülüsü'nden diğer tümülüslere bakış.
Kaynakça: Dağa Kaçtım


KIR MAHALLE VE KÜLLÜK


Kasaba’nın gezilecek yeri neresi derseniz? Size Küllük derim.
Turgutlu’ya giderseniz kasabanın dışına doğru uzanın. Yollar sizi Kırmahalle’ye veya ona bitişik Küllük’e götürecektir. Şimdi diyecekler ki Küllük,  Bozkurt Mahallesi, Kır Mahalle ise Şehitler Mahallesi.  Oysa Kurtuluş Savaşı öncesinde Şehitler Mahallesi ve Albayrak Mahallesi’nin bir bölümü Cami Mahallesi olarak adlandırılmıştır.
Şehrin doğusundaki bu iki semtin sokakları sizi mavi, yeşil, kırmızı, sarı boyalı küp şekerleri andıran evlerle karşılar. Bu evlerin çoğu genelde eski tip yosun tutmuş kiremit çatılı, kimi kerpiç, kimi yığma tuğlalıdır. Bu semtlerin sokakları dört mevsim dört ayrı renk cümbüşüyle karşılar konuklarını. Aslında Kasaba kokuludur bu semtler.
Şimdi buralara gitmenin tam zamanıdır. Tatar Camiinden biraz sola sapın sizi geçmişin çınarları karşılayacaktır. Dallarında yüzlerce kuşların cıvıldadığı çınarların gölgesinden geçip solda, bir çıkmaz sokakta yer alan anılar yüklü eski karakola uğrayın. Sonra yürüyün yol boyunca aheste adımlarla, sağda solda hüzünlü bakışlarla sizi seyreden eski Kasaba evlerini seyredin. Yaşlı bir evin kapısını tıngırdatın, çıkan beyaz saçlıdan eskiye dönük öyküler dinleyin. Bittiyse sohbetiniz, karşı köşede yer tutan Konak önü kahvehanelerinde dalların gölgesinde bir demli çay için.  Burası bir zamanlar Kasaba’nın en büyük meydanıymış. Turgutlu’ya has nice fermanlar burada okunmuş. Derler ki: Kasaba voyvodası Mustafa Ağa, zulmedince Kasaba halkını, ulak Tatar Ağa bir fermanla gelir şehre. Ulaşınca ferman ağanın eline;
“Voyvoda başına koyup üç kez öper fermanı,
titrer elleri, der ki “çağırın gelsin cellâdı,”
bir kütük yerleştirilir meydana,
düşmesin diye o şanlı koca kavuk yere
voyvoda verir ona yaverine.
Koyar kütüğe başına, der ki “urun,
abdestim hazır, böyle bilinsin namım.”
Bir ıslık duyulur ve baş düşer sepete,
balmumuyla doldurup verirler tatarın eline,
Kara tatar kapayıp gözlerini
der ki varmalıyım Dersaadeti…”




Küllükten bir görüntü.

Küllükten bir görüntü.
Küllükten bir görüntü.
 



2 Haziran 2015 Salı

TURGUTLU'DA ARKEOLOJİK ESERLER








    Ünlü Arkeolog Ch. H. Roosevelt’in anlatımına göre üzerine manto giymiş bir erkek tasviri bulunan bir stel Turgutlu’nun Musacalı köyünden alınarak Manisa Arkeoloji Müzesi’ne götürülmüştür. Bu stel, M. Ö. 6’ıncı yüzyılın ortası ile 5’inci yüzyıl sonlarına tarihlenmektedir.





         
      Turgutlu ve çevresinin arkeolojisine yönelik araştırmalar sınırlı olmakla birlikte, çeşitli arkeolojik bulgular ve tümülüsler bu konuda bilgi edinilmesini sağlamaktadır.
Turgutlu sınırları içinden alınıp götürülmüş birçok eser bugün Manisa Müzesi envanterinde yer almaktadır. Temrek Köyü çevresinde bulunan aslan heykeli, Musacalı Köyü çevresinde yer alan, Hilmi Tepe Tümülüs’ünden çıktığı belirtilen ve M.Ö 6 – 5 yüzyıla tarihlendirilen kabartma figürlü stel, Çal Dağı’nın eteklerinde bulunmuş kalıntılardır. Yine İlk Tunç Çağı’ndan kalma bakır alaşımlı bıçak ve bakır keser Kasaba’nın tarihi kalıntılarına birer örnektir. Ayrıca, 1979 yılında Alahıdır Köyü’nde yapılan kazılarda elde edilen bir vazo (Iydion) ve bronz levhalar, Manisa Müzesi’nin bünyesinde yer almaktadır. Bunların yanında; Dalbahçe Köyü’nde, Gökali Mescidi Podiumunda kullanıldığı görünen iki tarafı (Eski Yunanca olduğu sanılan) yazılı taş, yine Dalbahçe Köyü eteklerinde bulunan su kemerleri, köy yolunun sağında – solunda yer alan iskân izleri geçmişe dönük yaşam izleridirler. Ayrıca Dereköy’ün doğu yönünde varlığı bilinen bazı temeller ve hamam yıkıntıları, Kasaba’nın eski çağlarıyla ilgili izler sunmaktadır.











    Ünlü Arkeolog Ch. H. Roosevelt’in belirttiğine göre 1938 yılında Turgutlu’nun Temrek Köyü’nde mermerden küçük bir aslan heykeli bulunmuş bu heykelcik Manisa Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiştir. Bu heykel M. Ö. 5 - 4. yüzyıllara tarihlenmektedir. Yine Roosevelt’e göre Temrek’in güneyinde ve batısında sekiz Tümülüs vardır ve köyün hemen üzerinde bir kale yer almaktadır.