21 Mayıs 2015 Perşembe

KASABA’NIN ESKİ ÇEŞMELERİ VE SEBİLLERİ

       Mezarlarından kalksa Kasabalıların ruhları bu şehrin sokaklarında dolaşsa; arasa çınar gölgelerindeki sebilleri, kurnalı çeşmeleri, yok olan kitabeleri, tuğraları, lüleleri ve de hanları mümkünü yok yanlış şehre gelmişiz diye geri dönerler geri…
     Bugünün konusu bir dönem Turgutlu’nun sokaklarını süsleyen bu şehrin meczupları sebiller, çeşmeler ve de Kasaba’nın kuyuları… Geçmişte şehrin sokaklarını şenlendiren o çeşmeler, sebiller ve kuyular kimi bir beyin emaneti, kimi bir ağanın, kimide bir voyvodanındır.
      Turgutlu’nun bilinen ilk kuyusu, Hacı Zeynel Camii yakınında Bey-Pınarı denilen mevkide açılır. Taa 1575 yıllarında. Kuyu, o dönemin beylerinden İskender b. Hızır tarafından açılıp köylülerin hizmetine sunulur. Ardından nice kuyular açılır Kasaba’nın geçmişe giden sokaklarında. Bunlardan birisi, Piyaleoğlu Ceddesi üzerinde bir dönem var olan Tahtalı Camiinin yanında, büyük çınarın dibinde ki Soğuk Kuyusudur. Diğeri, bir mahalleyi ismini veren Alankuyudur. Daha nice kuyular. Tatar Camiinin meydanını süsleyen çıkrıklı Derya Kuyusu, Saman Pazarı’nda Garip Kuyusu… Ve bir diğeri suyunun soğukluğu ile meşhur eski Üzüm Çarşısı’nda ki Cepli Kuyudur.
      Kasaba’nın eski kuyuları, belli ki yer konuuydular göklerin. Yağmurla akrabaydılar.  Ne zaman kapatılıp durdurdular? Ya da kim kesti o çıkrıkların ipini? Bilen yok.
       Kasaba’ya ilk su 1600’lü yılların ilk çeyreğinde o dönemin varlıklı kişisi Baltacı Mahmut Ağa tarafından künklerle getirilir şehre. Ardından çeşmeler kondurulur sokak köşelerine. Büyük çınar gölgelerine sebiller yaptırılır. Camilerin bahçelerine şadırvanlar iliştirilir. Kasaba suları, sebilleri ve kuyuları ile ünlenir.
 Zamanla yıpranan bu çeşmelerin ve de sebillerin bakımı ve onarımı için emeğe geçenlerden birisi Turgutlu’da uzunca dönem voyvodalık yapan Seyfi Oğullarından Yunus Efendi’dir 1826 yılında  yazılan vakfiyedeki şu cümleler o tarihlerin çeşmelerini, sebillerini şöyle dile getirir:
     “Gelirlerden hanın tamiri, han kapısındaki sebilin tamiri, (…)  dershane ile şadırvan tamiri, bundan başka bütün camilerde ve sokaklarda bulunan sebiller ve çeşmeler ile Kasaba yakınındaki vakfın kuyusu (…) kaldırımlar tamir edilecek fukaraya sadaka verilecek”
       Kasaba’nın eski sokak çeşmeleri ile ilgili bitip tükenmez öyküler, rivayetler anlatılır:
      “Bir sokağın köşesine yeni bir çeşme yapılmış başına da gümüş bir tas eklenmiştir. Ancak kitabesi yoktur. Oysa kitabesi olmayan çeşme, ismi olmayan adem demektir. Bir taşcı ustası önüne bir mermer çekip çeşmenin alın yazısını yazmak ister. Ahenkle vurur çekici. Ne yazdıysa başka harf çıkar. Yazıcı sebilin soğuk suyunu çarptıkça mermerin yüzüne mermer ikiye bölünür. Sonunda mermerci pes eder. O günden sonra çeşmenin adı   “Adem Çeşmesi” olarak anılır.”
       Kasaba’nın eski çeşmeleri ve delikanlı kızları ve de erkekleri!
Çeşmeden su almaya gelmesi mutlak olan sevgiliye görmek umuduyla delikanlılar beklermiş köşe başlarında. Kasabalı kızlar türküler terennüm edermiş çeşme oluklarında. Kasaba’nın çınar gölgelerindeki çeşmeleri, en son şarkılarını dağıtırken rüzgara, beyaz boyunlu güvercinler uzanıp taslardan su içermiş. Başı telli genç kızlar, çeşmenin suyunu serpermiş karşılık bulmayan kalplerinin üzerine. Yorgun düşen çocuklar, önce çeşmeye koşarlarmış.
    Sonra ne oldu? Sonra Kasaba’nın çeşmelerinden lüleler söküldü, taslar toplanıp götürüldü mechule.  














19 Mayıs 2015 Salı

KASABANIN KARA GÜNLERİ (KASABANIN İŞGALİ)


              İzmir İşgal edilmiştir. Kasaba’nın işgali yakındır. Bir kısım Kasaba ahalisi bu işgale kayıtsız kalırlar. Turgutlulu aydınlar ise galeyan halindedirler. Toplantı üstüne toplantı yapmaktadırlar. Belediye başkanı ve onun taraftarları Kasaba Redd-i İlhâk Heyet-i Milliyesi’ni oluştururlar. Bu gurup;
“Biz, Yunan hâkimiyetinde asla yaşamayız ve hayrımıza olsun ve hayatımıza yönelik tehlikelere son versin diye büyük devletlerden birini tercih ederiz” diyenlerdendir. Bunun yanında Kasaba Ahaliyi İslamiyesi ismi ile bir gurup daha ortaya çıkar.  Bu gurubunda diğerinden farkı yoktur. Onlarda İtalyan temsilciliğine çektikleri telgrafta şöyle diyeceklerdir:
“Bu havalinin Yunanistan'a veya Yunan işgal-i askerisine verilmesi bizi tûrâb-ı mahvına gömmektir. Keyfiyeti umum ahali nâmı tekrar protesto eder ve daima Türk hükümetinde veya bu olamazsa devlet-i muazzamadan birinin kontrolü altında müsterih yaşama ümidimizi henüz İcat' etmediğimiz adalet ve fahîmanelerinden heyecan ile istirham ve cevabınıza intizâr eyleriz”
 Başka bir gurup aydın ise Kasaba Müdafa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti’ni kurarlar. Bu gurubun ana düşüncesi tam bağımsızlıktır. Kasabalı aydınların yanında kadınlarda örgütlenirler. Turgutlu’da “Kasaba İslam Kadınları Cemiyeti’ni” kurarlar. 28 Mayıs 1919'da Kadınlar adına bir bildiri yayınlarlar.
Toplantıların yapıldığı ve Turgutlu’dan İzmir’e telgrafların çekildiği tarihlerde Yunan işgal kuvveti henüz Turgutlu’ya gelmemiştir ama Turgutlu’da her yer Yunan bayrakları ile süslenmiştir.
Manisa 26 Mayıs’ta işgal edilir. Manisa’nın işgali Kasaba halkını tedirgin eder. Umutsuzluğa düşürür. Manisa Mutasarrıfı Hüsnü Bey’in Yunan birliklerine karşı koymamaları yönünde uyarıları da etkili olmalı ki Turgutlu’nun işgalinde gereken direniş gösterilmez. 29 Mayıs günü Kaymakam Bey, Belediye Başkanı, meclis üyeleri başta olmak üzere, birçok kişi Yunan kuvvetlerini karşılamak üzere Nif Çayı’na giderler. Bunun sonucu olarak, Manisa’yı işgal eden Yunan kuvvetlerinin bir taburu ile Kemalpaşa üzerinden gelen Yunan 5’inci Alayı’na bağlı yunan birlikleri Kemalpaşa Ovası boyunca ilerleyerek, 29 Mayıs 1919 günü tek kurşun atmadan Turgutlu’ya girerler.
Yunan ordusunun Kasaba’ya gelişi ile beraber burada yerleşik Rumlar sokaklarda zafer takları kurarlar, kiliselerinde kutlama ayinleri yaparlar. Turgutlu’yu işgal eden ve buraya yerleşen Yunanlılar ise işgalden hemen sonra Kasaba’da sıkıyönetim ilan ederler. Gece saat 21.00 den sonra sokağa çıkma yasağı koyarlar. Bütün resmi binalara Yunan bayrağı çekip şehrin giriş çıkışlarını denetim altına alırlar. Böylece Turgutlu’da kara günler başlar.
Yunan birliğinin Turgutlu’ya girişini tanıklık etmiş olan Niyazi Dinçsoy, o günleri şöyle anlatır:
“Babam, Rüştiye Okulu’na yakın dükkânı olan belediye meclis üyesi Hiristo’dan Yunan askerlerinin Kasaba’ya doğru geldiklerini öğrenmiş. Telaş içinde eve geldi. Hiristo’nun Yunan güçlerini karşılamağa gidecekler arasında olduğunu, Kasaba’nın ileri gelenlerinin de işgal komutanına “Ekmek ve tuz” götüreceklerinin yaygın bir söylenti olarak anıldığını bir üzüntü içinde anlattı. 28 Mayıs günü sabahın erken saatlerinde Dutlu Çarşı Meydanı’na gelen tellal “Herkes evine gitsin, kimse sokağa çıkmasın” diye ilan yaptı. 29 Mayıs Perşembe günü Yunan birlikleri, “Bodos” adlı Rum’un fabrikasının sireni, kiliselerin çanları altında Kasaba’ya girdiler. O gece Yunan askerleri sokaklarda süngüleri takılı olarak devriye gezileri yaptılar.”
Mustafa Kemal, Turgutlu’nun işgal edildiğini, 31 Mayıs 1919 tarihinde, bölgenin örgütlenmesi ve direnişi için görevlendirilen Miralay Bekir Sami Bey’in gönderdiği oldukça uzun bir telgraftan öğrenir. Mustafa Kemal’e ulaştırılan şifreli telgrafın bir bölümü şöyledir:
“Erzurum 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
(...) Manisa çarpışmasız olarak 25.05.1919’da Yunan eline geçti. Manisa’daki Yunan alayının bir taburu orada kalmış, diğerleriyle 29 05. 1919 günü Turgutlu, Rum ahalinin alkışları arasında işgal edilmiştir.
17. Kolordu Kumandanı Miralay Bekir Sami
Batıda bazı kasabaların ve bunun yanında Turgutlu’nun çarpışmasız Yunanlılara teslim edilişi muhakkak ki Mustafa Kemal’i üzmüş olmalı. Ancak O ümitsizliğe düşmez. 9 Haziran 1919 tarihinde Havza’dan Bekir Sami Bey’e şu cevabı gönderir:
Eşme’de 17. Kolordu Kumandanlığına;
“Vaziyetinizi bildiren şifrenizi elemle okudum. Gaflet ve teşkilatsızlığın bu kadar tüyler ürpertici sonuç verdiği anlaşılmışsa da ümitsizliğe düşeceğimiz zaman değildir. (...) Kısa sürede ülkeyi düzenli ve güçlü bir teşkilata kavuşturmak zorundayız. (...) Vaziyetinizden ve o taraflar teşkilatı milliyesinden sık sık bilgi vermenizi rica ederim.”         

                       9 Ordu Müfettişi Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal”
Kaynakça:
- Cahit Çaka, Tarih Boyunca Harp ve Kadın, Ank. 1948, s. 41-42
 - Leyla Kaplan. Cemiyetlerde ve Siyasi Teşkilatlarda Türk Kadını. S 39. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1998.
 - Mevlüt Celebi. Saruhan Sancağında İzmir’in İşgaline Gösterilen Tepkiler. Ege Üniv. Fen Ed. Fakültesi, Tarih İnceleme Dergisi Aralık 2005. S 28, 29,
- Mevlüt Celebi. Saruhan Sancağında İzmir’in İşgaline Gösterilen Tepkiler. Ege Üniv. Fen Ed. Fakültesi, Tarih İnceleme Dergisi Aralık 2005. S 28, 29,
 - Teoman Ergül. Turgutlu’nun Kısa Tarihi S. 6, 7.
 - Mustafa Turan. Yunan Mezalimi. Atatürk Araştırma Merkezi Ankara 1999. S 187
 - Talat Yazman. Türkiye’de Yunan Vahşet  Ve Soykırımı Girişimi. Genel Kurmay Basım Evi, 1994. S 150, 151.

- Dr. Niyazi Dinçsoy. Turgutlu’nun Dramı.








15 Mayıs 2015 Cuma

KASABA’DA ESKİ MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ…


     7 Haziran seçimleri yaklaşırken bu yazıda Kasaba’nın eski seçim çalışmalarıyla ilgili olsun dedik. Kasabanın geçmişe uzanan yıllarında birçok lider, milletvekili Turgutlu’nun yollarına, meydanlarına hep şenlendirmişlerdir. Kasaba’da ilk şenlik ya da seçim rauntları 1946 yılında görülür.
     Halk Partisi’nden istifa eden Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü aralarında anlaşarak 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti adıyla yeni bir parti kurarlar. Demokrat Parti, az zamanda faaliyet alanını genişleterek, kuvvetli bir muhalefet partisi haline gelir. İl ve ilçelerde hızla örgütlenme girişimleri başlar. 8 Nisan 1946 tarihinde de Turgutlu Demokrat Parti Teşebbüs Heyeti oluşturulur. Kurulan Demokrat Parti’nin Turgutlu'daki teşkilatlanmasında Mustafa Moralı aktif rol alır. Turgutlu İlçe Başkanlığı’nın açılışı ise Milletvekili Hüsnü Yaman’ın katılımıyla 10 Mayıs 1946 tarihinde gerçekleştirilir. İlçe başkanlığına Mustafa Moralı tayin edilir. Heyecan doruktadır. Tek Parti dönemi bitmiş, ilçeye yeni bir partinin tabelası asılmıştır. İlçe başkanlığı dolup taşmaktadır. Kendisini istikbal arayanlar, yer kapmak isteyenler sabah akşam başköşededir.
     Demokrat Parti’nin kuruluşu ile Kasaba tam tamına ikiye bölünmüştür. Kahvehanelerin akşam sohbetleri senin parti, benim parti diye başlayıp iş kavgaya kadar götürülür.
 Çok geçmeden Moralı, partinin program ve nizamnamesini halka açıklar. İlçe binasına dolduranların fikri alınmadan atama ile Orhan Ocakoğlu, Şükrü Yayıntaş, Çilingir İbrahim Dinçtoygar, Ayakkabıcı Rüştü Fırat, Salih Küçükoğlu Demokrat Parti’nin ilçe örgütlenmesinde rol alırlar.     
     Demokrat Parti’nin Kasaba’da faaliyet geçmesinin ardından Turgutlu’da semt ocakları açılır.  Demokrat Parti üyesi ve semt ocakları kurucularının isimleri şöyledir: Mehmet Gözpınar, Ali Eronat, Bekir Mercan (fırıncı), Ali Günay (emekli bankacı), Ahmet Yıldız (terzi), Sadri Çölova (çiftçi), Selim Moralıgil (rençper), Veli Bolova (berber), Hasan Istık (kantarcı), İbrahim Göden (kavaf), Cemal Hoşgeneveli (simsar), Rüştü Fırat (kunduracı) .
Demokrat Parti, 1946 yılı Milletvekili seçimlerini katılıp katılmamakta tereddüt eder. Ancak seçimi boykot, partinin kapanmasına yol açabilir düşüncesiyle seçimlere girilir. Seçimle beraber Kasaba’nın sokakları yeni seçim afişleri ile tanışır. Demokrat Parti, bu seçimde Celal Bayar yönetiminde 62 Milletvekili çıkarır. Bu başarısızlığa rağmen Celal Bayar’ın eski arkadaşı olan Kasabalı Cüher Hoca‘nın oğlu Hilmi Öztarhan ve İsmail Ertem Turgutlu’dan Manisa Milletvekili olarak Ankara’ya giderler.

Dünden bu güne değişen bir şey yok…







13 Mayıs 2015 Çarşamba

TURGUTLU’NUN İŞGALİ YAKLIŞIRKEN / KASABALI KADINLAR

Amerikalı Kadın Gazeteci Grace Mary Ellison Savaş sonrasında Kasaba’ya ziyaretinde şunları kaleme alır:
 “(…) Savaşlar bu kadınların babalarını, oğullarını, erkek kardeşlerini ayırmıştı. Yine de bu titreyen kadınlardan başka trenler dolusu askerleri, inek vagonlarına doldurulmuş insancıkları yeni cepheye doğru giderken görüyordunuz. Nasıl oluyor da bu kadınlar çocuklarının ağlayışlarını susturuyor ve kendilerini erkeklerine verebiliyordu. Onların ki bir ideal uğruna anavatanlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü adına gönüllü bir fedakârlıktı”
Kasaba’nın kadınları; Kurtuluş Savaşı’nın mızrak duruşlu kadınları, erkeklerini ateşleyen, onların örgütlenmesini tetikleyen Turgutlu’nun kadınları. İşgal öncesi Kasabayı ayağa kaldıran Kasabalı kadınlar…
 Kasabalılar İzmir’in işgali olayını İzmir'den gelen sabah treniyle öğrenirler. Kiliselerin vakitsiz çalan çanları önce kadınları telaşlandırır. Aralarında bir görüş birliği olmasa da Kasabalıların bir kısmı tehlikenin büyüklüğünü anlarlar. Tehlikeyi fark eden bir kısım aydınlar teşkilatlanırlar. Kasaba’nın kadınları da boş durmazlar. Onlarda Kasaba Ahaliyi İslâmi’ye Cemiyetini kurarlar. Turgutlulu aydınların İzmir’in işgaline karşı çektikleri birkaç protesto telgrafı pek ses getirmez. Bu defa Kasabalı kadınlar PTT binasına girerler. Saruhan sancağında beklide en sert ve en etkili tepkiyi gösterirler. Onların bu tepkisi gazetelere yansır. Gönderilen telgraf şöyledir:
 "İzmir olduğu gibi mülhakat vilâyet de peyderpey Yunan askeri ta­rafından işgal ediliyor. Dünyada medeniyet ve adaletin henüz kalkmadı­ğını ümit etmek istiyoruz. Pek büyük ekseriyeti teşkil eden milyonla yavrularımızı iki yüz bin Rum'a terk etmek ölümden beter bir hâldir. Kadınlara pek büyük hürmetle muameleleri bilinen Avrupalılara ve bü­tün insaniyet âleminde de biz Türk Müslüman kadınları Hak başımızda olduğu halde haykırıyoruz. Buralarda daima âdil bir Türk hükümeti idaresi görmek isteriz. Medeni­yetinizden, insaniyetinizden beklediğimiz budur. Hak ve hakikate ha­dim olursanız, insaniyet ol vakit sizi ta'zîz eder. Cevap bekliyoruz.”
 Kasaba İslâm Kadınları Cemiyeti.
Her şeye rağmen Kasaba’nın işgali önlenemez. Yangın sonrası Turgutlu’ya uğrayan Yakup Kadri  Kadınların acılarını, sefilliğini görüp onlara şöyle seslenir:

“Hanginiz daha az sefil idi? Hanginiz daha merhamete layıktı? Bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da, sizin gözleriniz benim gözlerime değdikçe, başımın önüme eğilmesi ve yüzümün kızarmış olmasıdır. (...) Ey, evladının mezar taşından başına yastık yapan ana; ey, geceleri, köpeklerle beraber uluyan aç çocuk; ey, bekâreti iğrenç bir yara halinde kanayan genç kız, Allah cümlenizi bizim düştüğümüz dertten masun eylesin.”

                                          Kasaba kadınları (Nuri Erbaz arşivi)

Kasaba'nın kadınları 1933

İlknur E. Özcanlı'nın arşivinden

Kasaba kadınları 1937

Kasaba kadınları 1940
Kasaba Kadınları (İlknur Özcanlı)

İlknur Özcanlı arşivi 

Kasaba kadınları 1945

Kasaba kadınları 1952



                                        Yalçın Özalp arşivi

11 Mayıs 2015 Pazartesi

İŞGAL ÖNCESİ TURGUTLU - MAYIS 1919

Kasaba’da 1919 yılının Mayıs ayıdır. Havada tatlı çiçek kokuları vardır. sokaklarda pır pır arı kuşları uçmaktadır. Laleler soldu solacaktır. Papatyalar artık son demlerindedir. Yaşlı bir çınarın altında, kır saçlı bir üstad yorgun elleriyle tamburunda gamlı bir sevda şarkısı tutturmuştur. Savrulan rüzgâr birden bu havayı bozar. Rumların çığlıkları, havada ki tayyarenin gürültüsü Kasabalıların keyiflerini kaçırır.
Tarih Mayıs 1919’dur. Turgutlu’nun işgali yakındır. Kasaba’da ticaretten, imalata kadar her şey Rumların, Ermenilerin ve Musevilerin tekeline geçmiştir. Dükkânların, mağazaların, tüccarların tabelaları; uncu Eskevazı Hacı Kıevark, ayakkabıcı Constantina Elia, Buyuca, Yoannis Efendi, mumcu Anton, üzüm ve pamuk tüccarı Kanapetelosid, ekmekçi Toyu Zimmîn, nalbant Dimitri, kunduracı Yordan, yoğurtçu Yanko, derici Artin, demirci Dalıan, abacı Kiro şeklindedir.
Şehirdeki bu tekelleşme, Turgutlu üreticisinin sömürülen bir kitle olmasına, ürününü gerçek değerinden pazarlayamamasına sebep olur. Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ile beraber Kasaba ahalisinin ziraat ve ziraata dayalı ekonomisi daha da daralır. Turgutlu ahalisi perişandır.
Bu tarihlerin Kasaba kaymakamı Hamdi Bey, belediye reisi Arif Hikmet (Koca Arif) Bey, Müftüsü Hasan Basri Efendi (Kutlu), savcısı İbrahim Ethem Efendidir. Ne var ki bu tarihlerde 6 kişilik belediye meclis üyelerinin ikisini Rum üyeler birisini de ermeni üyeler oluşturmaktadır. Bunlardan birisi, kırtasiyeci Hristo, diğeri ise eczacı Kosti Emanoilidi’dir.
Yunan işgal kuvveti henüz Turgutlu’ya değil İzmir’e bile gelmemiştir ama Turgutlu’da her yer Yunan bayrakları ile süslenmiştir. Şehirde bir şeylerin olacağı bellidir. Uzun yıllar belediye meclis üyeliği yapan fabrikatör Bodos Efendi’nin öncülüğünde Eczacı Kosti Emanoilidi, Kunduracı Yordan, Bakkal Kosti, Yoğurtçu Yanki, Kantarcı İstila, Kahvehane sahibi Dimitri, Hekim oğlu Aristo, kardeşi Dimitri ve Çavuş Pandelli’ gibi isimler Kasaba’da’ yaşayan yabancı kökenlileri gizliden örgütlemektedirler.
Dr. Niyazi Dinçsoy İşgal öncesini şöyle aktarır:

 “Dedem, Pazar günü büyük bir telaş içinde çarşıdan okula gelerek, Kasaba’nın Yunan güçlerince işgal edilmek üzere olduğunu dostu Kosti adındaki belediye meclis üyesi bir Rum’dan duyduğunu heyecanla söyledi ve hemen gitti. Biz talebeler okulun avlusuna çıktık. Gökte uçak dolaşıyordu. Sokaklardan Rum ve ermeni halkının çığlıkları geliyordu.”


 










4 Mayıs 2015 Pazartesi

KASABA’NIN MEZARLIKLARI…


 Kasaba’nın neresinde selvi ağaçları görürseniz biliniz ki orası eski bir Kasaba mezarlığıdır. Kasaba’nın neresinde küme halinde ya da sıralı selviler görsem titrer yüreğim bir mezarlığa girmiş gibi olurum. Mezarlıklar tanıdığımız, bildiğimiz ya da duyduğumuz simaların ebedi uyguya yattıkları yerlerdir. Ya bilmediklerimizin mezarları ve mezarlıkları…? Cumhuriyet kurulduğunda ve de ondan öncesinde Kasaba’nın mezarlıkları nerelerdeydi. Şimdi onların üzerine neler yapıldı? Bilenimiz inanın ki yoktur. Oysa ne kadar eski mezara sahipseniz, oranın o kadar eski sahibisinizdir demektir.
Bizler ve de şehrin yaşayanları ölüler bir daha bizi rahatsız etmesinler diye ölümün yazgısında olan o garipliği hissetmemek üzere onları, en kuytuya, en ıssız mekânlara itmişizdir. Bununla da yetinmeyip atalarımızın mezarlarının üzerine evler, binalar yapmışızdır.
Kasabalıların bilinen en eski mezarlığı bu günkü şehitliğin olduğu yerdedir. Bu gün üzerinde binalar vardır. Kasabalıların başka bir eski mezarlığı bu günkü Toki binalarının olduğu yerdedir. Başka bir eski mezarlığımız bu günkü stadyumun olduğu yerdeki mezarlıktır. Şimdilerde üzerinde gezinti yaptığımız Orta Park’ın olduğu yerde eski bir mezarlıktır. Eski Tukaş binasının önünden tren yoluna doğru giderseniz orada da sizi selviler karşılar. Orada da tanımadığımız eski dostlarımız derin uykudadırlar.

 Ey, Turgutlu’nun toprağını ekip biçenler ve de onun toprağına gömülenler, bir kazmanın ucuyla ya da bir dozerin kepçesiyle bağrını delip mezarlarını talan ettiğimiz ve üzerinize binalar kondurduğumuz Kasabanın sessizleri ne olur bizi bağışlayın desem…